İçeriğe geç
Hayattan Gazete

Hayattan izler, burçlardan renkli düşünceler

Psikoloji

Karar Verirken Sezgi ile Analiz Arasındaki Denge

Sezgi hızlıdır, analiz denetlenebilir. Hangi kararda hangisine ağırlık vermeli, ikisini birlikte kullanmanın pratik sırası nedir?

Selin Aydıner 4 dk okuma

Bir karar verirken insanın elinde iki farklı yol vardır. Biri hızlıdır, gerekçesini açıklamakta zorlanırsınız ama içinizden bir yön işaret eder. Diğeri yavaştır, seçenekleri sıralar, artıları ve eksileri tartar, gerekirse hesap yapar. Günlük dilde ilkine sezgi, ikincisine analiz denir. Bu ikisini karşı karşıya koymak yaygın bir alışkanlıktır; oysa iyi kararlar çoğunlukla birinin diğerini yenmesiyle değil, ikisinin doğru sırayla kullanılmasıyla ortaya çıkar.

Sezgi aslında nedir?

Sezgi, hiçbir dayanağı olmayan bir tahmin değildir. Geçmiş deneyimlerin, tekrarlanan örüntülerin ve farkında olmadan biriktirilmiş gözlemlerin hızlı bir özetidir. Bir ustanın makinenin sesinden arızayı sezmesi, deneyimli bir öğretmenin sınıfın havasını anında okuması bu türden bir bilgidir. Bu yüzden sezginin gücü, kişinin o alandaki deneyim miktarına bağlıdır. Aynı kişi çok bildiği bir konuda isabetli, hiç bilmediği bir konuda ise yanıltıcı sezgiler üretebilir.

Analizin gücü ve sınırı

Analiz, adımları görünür kılar. Seçenekleri yazmak, ölçütleri belirlemek, sonuçları karşılaştırmak kararı denetlenebilir hale getirir. Bu yaklaşımın en büyük faydası, tek bir çarpıcı ayrıntının bütün kararı ele geçirmesini engellemesidir. Sınırı ise şudur: her karar için yeterli veri yoktur ve analiz uzadıkça karar verme kapasitesi düşer. Seçenek listesi büyüdükçe kişi ilerleyemez hale gelir; bu noktada daha çok düşünmek daha iyi karar üretmez, yalnızca erteleme yaratır.

Sezgiye ne zaman güvenilir?

Sezginin isabetli olduğu alanlar birkaç ortak özellik taşır. Birincisi, o alanda çok sayıda tekrar yaşanmış olmasıdır. İkincisi, geri bildirimin hızlı ve net gelmesidir; kişi yaptığı seçimin sonucunu kısa sürede görüyorsa örüntü öğrenmesi gerçekleşir. Üçüncüsü, ortamın nispeten istikrarlı olmasıdır. Kuralların sürekli değiştiği, sonucun aylar sonra ortaya çıktığı ya da tesadüfün büyük rol oynadığı alanlarda sezgi güvenilirliğini kaybeder.

Analiz hangi kararlarda öne çıkmalı?

Geri dönüşü zor, maliyeti yüksek ve seyrek verilen kararlarda analiz öne geçmelidir. Ev almak, iş değiştirmek, uzun vadeli bir taahhüde girmek bu gruba girer. Bu kararlarda kişinin daha önce yeterli tekrarı yoktur, dolayısıyla sezgi eğitilmemiştir. Buna karşılık günlük, düşük maliyetli ve geri alınabilir kararlarda uzun analiz zaman kaybıdır. Basit bir ayrım işe yarar: karar geri alınabiliyorsa hızlı ver, geri alınamıyorsa yavaşla.

İki yolu birlikte kullanmak

En işlevli yöntem, ikisini sıraya koymaktır. Önce sezgiye kulak verip ilk yönelimi not edin; hangi seçenek içinize daha yakın geliyor? Sonra analizi devreye sokup bu yönelimin gerekçelerini yazmaya çalışın. Gerekçeler yazıldığında iki şeyden biri olur: ya sezgi somut nedenlerle desteklenir ve karar güçlenir, ya da gerekçe bulunamaz ve bu, sezginin alışkanlıktan veya korkudan kaynaklandığını gösterir. Bu basit sıralama, hem hızı hem denetimi korur.

Sezgiyi yanıltan tuzaklar

Sezgi bazı durumlarda sistematik biçimde şaşar. En bilineni, akla ilk gelen örneğin ağırlığını abartmaktır; yakın zamanda duyulan çarpıcı bir olay, olasılık algısını bozar. Bir diğeri, kişinin baştan sahip olduğu görüşü destekleyen bilgiyi daha kolay fark etmesidir. Üçüncüsü, ilk duyulan rakamın ya da ilk görülen seçeneğin sonraki değerlendirmelere çıpa olmasıdır. Bu tuzakların ortak panzehiri, kararı bir süre bekletmek ve karşı görüşü bilerek aramaktır.

Duygu ile sezgiyi ayırmak

Sezgi ile o anki ruh hali sık sık birbirine karışır. Yorgunken, öfkeliyken ya da acele ederken gelen "içimden geliyor" hissi genellikle deneyimin özeti değil, duygunun sesidir. Ayırt etmenin pratik bir yolu vardır: aynı soruyu farklı bir günde, dinlenmiş halde tekrar sorun. Sezgi tekrarlanır, geçici duygu ise değişir. Kararı bir gece bekletmenin işe yaramasının nedeni budur; bekleme süresi duyguyu süzer, bilgiyi bırakır.

Karar sonrası değerlendirme

Sezgiyi geliştirmenin tek yolu, verilen kararların sonucunu izlemektir. Bunun için karar anında kısa bir not tutmak yeterlidir: hangi seçenek seçildi, neden seçildi, hangi sonuç bekleniyor. Aylar sonra bu nota dönmek, tahminlerinizin nerede tuttuğunu ve nerede kaydığını gösterir. Bu kayıt olmadan hafıza kararı sonuca göre yeniden yazar; iyi biten karar akıllıca, kötü biten karar aptalca görünür. Oysa iyi karar ile iyi sonuç aynı şey değildir.

Sonucu değil süreci ölçmek

Belirsizlik içeren her kararda şans payı vardır. Doğru yöntemle verilmiş bir karar kötü sonuçlanabilir, aceleyle verilmiş bir karar şansla iyi bitebilir. Bu yüzden değerlendirme, yalnızca sonuca değil sürece de bakmalıdır: elde olan bilgi kullanıldı mı, alternatifler gerçekten düşünüldü mü, karar geri alınabilir biçimde kurgulandı mı? Süreci düzelten kişi, uzun vadede daha iyi sonuçlara ulaşır.

Sezgi ile analiz arasındaki denge, sabit bir oran değil duruma göre değişen bir ayardır. Tanıdık, hızlı ve geri alınabilir kararlarda sezgi öne çıkar; yeni, pahalı ve kalıcı kararlarda analiz. İkisini birbirinin rakibi değil birbirinin denetleyicisi olarak kullanmak, hem karar yorgunluğunu azaltır hem de sonradan gelen pişmanlığı gözle görülür biçimde düşürür.