İçeriğe geç
Hayattan Gazete

Hayattan izler, burçlardan renkli düşünceler

Psikoloji

Akran Zorbalığında Ailenin Tutumu Neden Belirleyici?

Zorbalığın çocuk üzerindeki izini belirleyen şey çoğu zaman olayın şiddeti değil, evde bulduğu karşılıktır.

Selin Aydıner 4 dk okuma

Çocuk eve geliyor, çantasını bırakıyor, "iyiyim" diyor ve odasına gidiyor. Birkaç hafta sonra ayakkabısının bağcığı kayboluyor, defterinin bir sayfası yırtılmış oluyor, sabahları karnı ağrıyor. Aile bunları tek tek küçük olaylar olarak görüyor. Oysa bunlar çoğu zaman aynı hikâyenin dağılmış parçalarıdır. Akran zorbalığı nadiren tek bir büyük olayla ortaya çıkar; genellikle küçük ve tekrarlayan aşınmalarla ilerler.

Ailenin bu süreçteki tutumu, olayın çocuk üzerindeki etkisini belirleyen en güçlü etkenlerden biridir. Aynı olayı yaşayan iki çocuktan biri yıllar sonra bunu "zor bir dönemdi ama atlattım" diye anlatırken, diğeri aynı olayı hâlâ taşıyor olabilir. Aradaki farkı yaratan şey çoğu zaman olayın şiddeti değil, evde bulduğu karşılıktır.

Neden anlatmıyor

Zorbalığa uğrayan çocukların büyük kısmı bunu ailesine hemen anlatmaz. Bunun birkaç nedeni vardır ve hiçbiri güvensizlikle ilgili değildir. Birincisi utançtır: çocuk kendini zayıf hissettiği bir durumu anlatmakla bu zayıflığı onaylamış olmaktan korkar. İkincisi, ailenin tepkisinden çekinmesidir. Çoğu çocuk, ailenin okula gideceğini ve durumun daha da kötüleşeceğini tahmin eder.

Üçüncü ve en az konuşulan nedense çocuğun ebeveynini korumak istemesidir. Annesinin üzüleceğini, babasının öfkeleneceğini bilen çocuk, bu yükü onlara bindirmemeyi tercih edebilir. Bu yüzden "neden bana söylemedin" sorusu, sanıldığı gibi masum bir merak değil, çocuğun omzuna bir suçlama daha eklemektir.

İlk tepkinin ağırlığı

Çocuk sonunda anlattığında, ailenin ilk otuz saniyesi çok şey belirler. Ayağa fırlamak, telefona sarılmak, "kim o çocuk, adı ne" diye bağırmak; hepsi sevgiden gelir ama çocuğa şunu düşündürür: anlatmakla işleri daha da büyüttüm. Bunun yerine oturmak, sakin kalmak ve dinlemek gerekir. "Anlattığın için teşekkür ederim, bunu söylemek kolay olmamıştır" cümlesi, bütün çözüm planlarından daha önemlidir.

Aynı şekilde durumu küçültmek de zarar verir. "Boş ver, takma kafana", "erkek adam bunları takmaz", "sen de karşılık ver" gibi cümleler çocuğa duygusunun geçersiz olduğunu öğretir. Çocuk bir daha anlatmaz; anlatmadığı için de yalnız kalır. Yalnızlık, zorbalığın kendisinden daha uzun süre iz bırakır.

Karşılık vermeyi öğretmek çözüm mü

Birçok ebeveyn çocuğuna kendini savunmayı öğretmek ister ve bunu genellikle fiziksel karşılık olarak tarif eder. Bu yaklaşımın iki sorunu vardır. Birincisi, zorbalık genellikle güç dengesizliği üzerine kuruludur; çocuk zaten karşılık verebilecek durumda olsa bu durum başlamazdı. İkincisi, karşılık veren çocuk çoğu zaman cezalandırılan taraf olur, çünkü olayın sadece son kısmı görülür.

Daha işe yarar olan, çocuğa sözel ve bedensel duruş becerileri kazandırmaktır. Yüksek sesle ve net bir cümle kurmak, göz teması, ortamdan uzaklaşma, bir yetişkine gitme. Bunlar evde prova edilebilir. Provanın kendisi bile çocuğun kontrol duygusunu artırır, çünkü çaresizlik hissini kıran şey seçenek sahibi olmaktır.

Okulla kurulan ilişki

Aile okula gittiğinde amacın ne olduğu net olmalıdır. Amaç bir çocuğu cezalandırmak değil, ortamı güvenli hale getirmektir. Somut ve tarihli bilgilerle gitmek, duygusal genellemelerden daha etkilidir. "Oğlum sürekli rahatsız ediliyor" yerine "Şu tarihlerde şunlar oldu, çocuğum şu dersten sonra ağladı" demek, okulun harekete geçmesini kolaylaştırır.

Çocuğa da bu sürecin içinde söz hakkı vermek gerekir. "Okula gideceğim ama önce sana anlatayım, sen ne düşünüyorsun" cümlesi çocuğu sürecin nesnesi olmaktan çıkarır. Kendi meselesinde söz sahibi olan çocuk, sonucun ne olduğundan bağımsız olarak daha güçlü hisseder.

İyileşmenin uzun yolu

Zorbalık sona erdiğinde etkisi hemen bitmez. Çocuk bir süre daha temkinli olabilir, arkadaş edinmekte zorlanabilir, kendini geri çekebilir. Bu dönemde ailenin sabrı belirleyicidir. Çocuğu hızla eski haline döndürme baskısı, ona yeterince hızlı iyileşemediği mesajını verir.

Bu süreçte en iyileştirici şey, çocuğun kendini iyi hissettiği alanlar bulmasıdır. Sporda, müzikte, bir hayvanla ilgilenmekte ya da farklı bir arkadaş grubunda yaşanan küçük başarılar, zedelenen öz değeri yeniden onarır. Aile bu alanları zorlamadan açtığında, çocuk yaşadığı şeyin kendisini tanımlamadığını yavaş yavaş öğrenir.

Bir noktayı da eklemek gerekir: zorbalık yalnızca fiziksel değildir. Dışlamak, gruba almamak, sürekli alay etmek ya da çevrimiçi ortamda hedef göstermek de aynı kategoridedir ve çoğu zaman daha görünmezdir. Kolu çizilmeyen ama her teneffüs yalnız kalan bir çocuk, aynı yıpranmayı yaşar. Ailenin bu görünmez biçimleri de ciddiye alması, çocuğun kendini anlaşılmış hissetmesi için gereklidir.